uğur arıcı olarak etiketli yazılar

Eee?

Merhabalar!

Son bir kaç saat içinde bana telefondan ulaşmayı deneyip de başaramayanlar varsa lütfen küfür etmesinler. Okulda üçüncü tenefüsteydik, birden telefonu titredi. Açtım, “Uğur Arıcı ile mi görüşüyorum?” dedi kibarlaştırılmaya çalışılan bir bayan sesi. “Evet” diye karşılık verdim. “İyi günler Uğur Bey, Yurtiçi Kargodan arıyorum.” dedi bayan. “Eee?” dedim ben de. “Adınıza bir kargo var” dediğinde de “Eee?” dedim. “İstediğiniz zaman şubeden teslim alabilirsiniz, 5,25 ödemesi var.” dedi. Ben de “Peki teşekkürler” falan derken ingilizce öğretmenimiz girmiş sınıfa. Geldi telefonumu istedi, diğer elimde de kapalı halde başka bir telefon vardı. Kendi mesaj hakkım bittiği için onu kullanıyordum. İkisini de aldı çantasına attı. O anı şaşkınlık içinde atlattım resmen. Çünkü öğle arasında olduğumuz için rahatça konuşuyordum telefonla, yani ben öyle sanıyordum.

Ders bitince falan yanına gittim işte “Öğretmenim benim telefonlarım vardı” dedim, “Eee?” dedi. “Onları geri alabilir miyim?” dedim, “Git müdür yardımcınla konuş.” dedi. Eee, şimdi gitsem bir türlü gitmesem bir türlü. Başka bir derse gireceğiz, derste telefon ne yapacaksın yasak mantığıyla vermezdi kesin, tabi bir de aynı öğretmen (ne tesadüf) daha önce de benden bir telefon almıştı, onun etkisiyle olay henüz tazeyken gidersem Vural Bey kesinlikle vermezdi telefonları. Bu düşüncelerle sınıfıma çıktım. Öğleden sonraki dört dersin ilki geometri, ortadaki ikisi seçmeli edebiyat, sonuncusu da rehberlikti. Seçmeli edebiyatımıza Vural Demir giriyor malum. Gerçi girmiyor demek daha anlamlı olur, defteri aşağıya inip imzalatıyoruz, sonra sınıfta test çözüyoruz (!) Onun dersi geldiğinde idari kata indim, sınıfa gelir mi gelmez mi diye yokladım. Her zamanki gibi niyeti yoktu. Okulumuzun çok sevdiğim sekreteri Zeynep ablamın yanına uğrayayım gelmişken dedim, bir de ne göreyim; Zeynep ablanın yüzü asık, bilgisayarda bir şeylerle uğraşıyor. “N’oldu abla?” dedim, “Benim bilgisayar vardıya” dedi. “Eee?” dedim, “İşte o çöktü” dediğinde yine “Eee?” dedim. “İşte şimdi her şeyi baştan giriyorum bana yardım eder misin?” dedi. Kabul ettim, oturdum yanına, geri kalan üç ders boyunca o okudu ben yazdım. Tabii ki bitmedi ama tüm sınıfların listesini v.s. çıkarmıştık en azından. Okul bittikten sonra da kaldım biraz. Neyse, okul dağıldı, hemen hemen herkes gitti. Tabii ki Vural Demir odasındaydı. Sınıfa çıkıp eşyalarımı almadan önce yanına gidip öğretmenim telefonlarımı istiyorum gibisinden mıymıylandım o da “Eee?” dedi tabi doğal olarak. Biraz konuştuk falan vermeyeceğini anlayınca üstüne gitmeyeyim dedim. En azından sadece bir gün kalır, üsteleseydim bir hafta, bir ay, bir dönem falan diye uzardı kesin.

Topladım eşyalarımı, telefonum yok, dışarıyla iletişimim yok, Özgürle dersaneye gidecektik o da ortalarda yok. Biraz da can sıkıntısıyla gittim durağa bindim arabaya vardım avcılara girdim kargoya dedim benim paketim varmış burada. Kadın suratıma baktıı baktıı “Eee?” dedi. Onu verin dedim falan, getirdiler, açtım paketini. Gerçi zaten beklediğim bir şeydi ama görünce dayanamadım “Aaa, Eee!” dedim. Kadın kimliğimden bakıp bir şeyler yazdığı kağıttan kafasını kaldırıp bana baktı ve “Efendim?” diye sordu. Ben de cevabı yapıştırdım; “Size demedim, Asus Eee PC bu, geçen gün siparişini verdiğim netbookum!”

Daha önceden de Bana bir netbook Lazım! demiştim =) Ya netbook aldığımı anlatmam ne kadar ilginç, uzun ve belki de saçma oldu değil mi? =)

Şu anda yatağımda uzandım, küçük canavarımı kucağıma aldım ve yazmaya devam ediyorum. Resmen aylardır bunun hayalini kuruyordum. Bu daha başlanggıç tabi, bu canavarla daha neler yapacağız neler. Ürün gerçekten mükemmel. 160 gb hdd, 1gb rami ile işimi görür düzeyde. Ses çıkışı da gayet iyi, wireless çekim gücü de hoşuma gitmedi değil. Eski laptopum karşı dairede bulunan kablosuz modemin sinyalini benim odamdan alamazken bu canavar açtığım anda gördü, hatta “Dur abi zahmet etme ben bağlanırım” derecesindeydi. Aşırı memnunum, bakalım neler göreceğiz ilerki dönemlerde. Ürünün kutusunda batery notice diye küçük bir sticker gibi bir şey çıktı, açıkçası incelemedim. MediaMarkt kaşeli, iki senelik garanti belgesi, driver cdsi, kullanım klavuzu v.s Bir de çok hoşuma giden kumaşımsı, böyle elyaf mı derler neyse artık, köşesinde Eee PC logosu bulunan küçücük bir çanta vardı kutuda. Tabi tek gözü var netbook için. Ek olarak önünde arkasında gözleri falan yok, minicik ve mükemmel görünüyor işte =) Daha önceden gittigidiyordan bir liraya aldığım parmak mouseumu da bağladım direk, bugünleri beklercesine çalıştı alet. Artık istediğim her yerden bloglayabileceğim dostlar =) (tamam her yerde internetim olmayabilir şu an, ama en azından bir notdefteri açar yazarım, sonra yaynlarım. Şu anki hedefim; bir Vodafone 3g modem almak. Hadi bakalım lım =)

Kendinize iyi bakın! Hayırlı olsun diyenleri duyuyorum, teşekkür ediyorum =)

Bakar mısın?

Efendim ? Ben mi?

Evet evet sen. Sabahtan beri dikkatini çekmeye çalışıyorum. Saçlarımla oynuyorum, üstüne yıkılır gibi oluyorum, gözlerinin içine bakıp bana döndüğünde bakışlarımı kaçırıyorum, sırf sen duy ve ilgini çeksin diye arkadaşıma yüksek sesle bir şeyler anlatıyorum falan. Niye hiç bir tepki göstermemekte ısrar ediyorsun ki?

Farketmedim sanmayın, insanlar sürekli bunları tekrar ediyor. Uzun süredir gözlemliyorum, özellikle şu metrobüs seyahetleri sırasında daha belirgin oluyor. Özellikle okul günleri, okul giriş-çıkış saatleri civarında metrobüs ile seyahet eden liseli öğrenciler, yaşıtlarında bir karşı cins gördüğünde (sanıyorum artık refleks olarak) bu tepkileri veriyor. Bugüne kadar gidip konuşup da muhebbeti bağlayan, tek tek binip de araçtan beraber ayrılan kimseyi göremedim. Demek ki neymiş? Metrobüs ‘manita’ ayarlamak için uygun bir yer değilmiş. Zaten insanlar üstüste seyahat ediyor. Şansını zorlama işte.

İşin acı tarafı, bu moda girmiş olan biri kestiği kişi herhangi bir durakta indiğinde, arkasından hüzünlü hüzünlü bakıyor. Eğer ki inen kişi de, inmeden önce onun bu hareketlerini farketmiş ve inceden karşılık vermişse, indikten sonra o da dönüp bakıyor. Resmen bir ayrılık sahnesi canlanıyor. Sanırsın ki büyük bir aşkın son saniyelerine tanık oluyorsun.

Tabi bu aşka en uygun özlü sözler de şunlar olur heralde:

Gönlünde yer yoksa sevgilim, farketmez ben ayakta da giderim.

Aşk bir metrobüstür binmesini bilmeli, son durağa gelmeden inmesini bilmeli.

Geri geldim!

Heey!

Özlemişim yazmayı resmen. neden bu kadar uzun süre yazamadım bilmiyorum. Bazı blog yazarları için bu süre gayet normal, hatta daha fazla da beklenebilir diye düşünenler de var. Ama ben hep farklı düşünürüm zaten.

Yazamadığım o uzun zaman diliminde neler yaptım neler. Gerçi artık cepten facebook eleş olduğu için minik bloglamalar yapıyorum. Merak eden yine takip ediyor. Hem blogladıklarım, tüm sosyal ağlardaki hesaplarıma durum güncellemesi olarak düşüyorya artık. Bu yazıyı okumak için oradan bir bağlantıya tıklamışsınızdır belkide. Aa, bir de facebook notlarım bölümüne blogumdan rss aracılığıyla aktarım yapıyorum. Böylece artık bloglarım otomatik olarak facebookda birer not haline geliyor. Ay neler neler yapmışım.

Mesela aylardır, belki senelerdir fotoğraf çektirmiyordum. Hatta yüklediğim fotoğraflar falan hep 2008 bilemedin 2009 tarihliydi. Ama artık bir çok fotoğrafım var değişik değişik. Profesyonel stüdyoda çekilen de var tabi, yıllık için gittik çektirdik. Sevmedim desem yalan olur. Ayrıca o arada çok sevdiğim ekipmanlarım da yuvaya döndü. Gelir gelmez ortaklarımdan Ahmet Faruk Kara (power) için seferber oldular, sonra da bana hizmet ettiler. Bilen bilir hobi olsun eğleneyim diye kayıt alırım. Eh işte fena olmadı bence. (Yazıyon yazıyon da, nerden dinleyeceğiz bunu ya diyenlere myspace diyorum) Parçayı sevdiğim insanlardan Chivas ile beraber yaptık. Açıkçası çok sağlam işler yapıyor. Ekipmanını güçlendirmesi gerekli şu an sadece. Onun dışında her şeyini beğeniyorum.

Parçanın adresini verdik, fotoğrafları da flickr ve facebook’a ekledim zaten. Mesela sağ sütunda görebilirsiniz flickr aracılığıyla. Ya da yukarıdaki sosyal ağ bağlantılarıma tıklayabilirsiniz. hani şu logoları arkaya gizli olanlar varya, üzerine gelince yukarı doğru çıkıyor falan. Onlara falan tıklayabilirsiniz.

Uzun süre yazmayınca bu heyecanla geldim bir rüzgar estirdim sanki. Arada 14 şubat falan güme gitti, o gün için ne yazılar vardı aklımda. Neyse şansınıza küsün. kaderinize küfredin. (Kadere küfretmenin aynı zamanda allaha küfretmek olduğunu da unutmayın ama. Malum kaderinizi o yazıyor yahut yazdırıyor ya sizin.)

-

bu yazıyı başka bir yerden okuyorsanız aslında http://pumaxepidemic.com/geri-geldim.html üzerinden çekildiğini unutmayınız.

-

Özlettiğim için üzgünüm, kalın sağlıcakla :)

Her veda zor gelir…

Bu yazıya “merhaba” diye başlamak biraz ilginç olur sanırım =)

Aslına bakarsanız içimde hâlâ bir burukluk var. Neden bilmiyorum, niye böyleyim? Çok saçma değil mi? Zaten belliydi gideceği, gelmeden önce belliydi hatta. Kısa sürelik bir ziyaret, İstanbul misafiriydi sadece. Yuvası burada olsa da hem memleketine hem okuluna döndü sonra.

Şimdiye kadar okunan kısım gayet yanlış anlaşılabilir, anlatmak istediğime nazaran. Hayır, bir kızdan, sevgiliden bahsetmiyorum. (Zaten blogumda o gibi konulara hiç girmeyeceğim) Bahsettiğim kişi çocukluk arkadaşım, Hüseyin Can Keleş aslında.

Beşinci sınıfta tanıştık, hem sınıf arkadaşım hem de komşum oldu, birbirimize çabuk alıştık. Çok iyi biri, her şeyden önce farklı. Evet sizlerden farklı, ve herkes gibi olma çabası içinde değil. Kendi olmasını bilen biri, onun için bende daha özel bir yeri var. Dışarıyı umursamayan “koyver gitsin” tavırlarına sahip özel biri.

Yanlış hatırlamıyorsam lise ikiden sonra boğaz kenarındaki canımcım okulunu bırakıp memleketi Orduda, aynı statüye sahip bir okula geçti. Denizcilik okuyor kendileri. İyi denizci oluro ndan kalıbı falan var yani, 45 numara bot giyiyor boru değil.

On beş tatilin ikinci haftasında tatil için İstanbula geldi. Ve istisnasız her gününü benim için ayırdı. Burdayken de hep yaptığı gibi yardımcı oldu, sayesinde dükkanı ofisi falan toparlamış olduk. Ne istesem olur diyor. Ben de mutlu ettim sanırım birazcık onu. Geçtiğimiz perşembe (4 şubat 2010) Berk Bayındır’ı (Beta) ziyarete gittiğimde onu da götürdüm yanıma, şansımıza Server Uraz (Pit10) da oradaydı. Onları görebilme, konuşabilme şansı oldu. Hatta Server Uraz’ın arabasına bile binmiş oldu vesileyle (34PIT10). Tüm Orduda bunu yapabilmiş tek kişi olduğuna eminim diyebilirim :)

Bir de fotoğraf çektirdi orada, Berk Bayındır’ın evinde, kendi odasında, bir tarafta Beta, diğer tarafta Pit10 ortalarında Hüseyin iyi bir fotoğraf oldu =) Mutlu oldu. İnsanları mutlu etmek hoşuma gidiyor.

Az önce Avcılardan Görele Seyahat’in otogar servisine bindirdim kendisini. Orduya geri dönme vakti gelmişti çünkü. Umarım kazasız belasız gider. Kendine çok iyi bakmasını tembihledim.

Siz de kendinize iyi bakın, ve unutmayın; Ne olursa olsun mutlu kalın! =)

Haberiniz Olsun!

Heey!

Saat gece 02:14 falan. Uyuyan milyonlar var bu ülkede, gerçi gözleri açıkken de uyutuluyor ya onlar. Neyse.

Uykum hem var gibi hem kaçık gibi, bilmiyorum. Kendi bilgisayarımda da değilim. Sinir bozucu. Msn de yok burada, ki kullanacak mıyım artık ?

Ama bu bilgisayar hoşuma gitmiyor değil, beni pek etkilemese de sizlerin hoşuna gidebilir belki. Sadece lcd ekrandan oluşuyor kasası falan yok, klavyesi faresi kablosuz, kablo kalabalığı yok. Her şey ekranın içinde gizli falan. Güzel tabi, o appleın devasa boyutlardaki ve mac kurulu, adamı kanser eden, makinalardan değil. Gayet bildiğiniz 17″ monitçrün arkasına işlenmiş. Xp işletim sistemi kullanıyor, ya da siz ne kurarsanız falan işte.

Yine neyse diyerek devam ediyorum.
Yazıyı yazmamdaki asıl amaç blogla alakalı bir şey duyurmak istememdi. Bazıları bilir (ne bazılarıymış be)  ben durum güncelleştirmelerimi helloTxt ile yapıyorum. Durum güncelleştirmemi tek bir yere giriyorum, o da otomatik olarak tüm hesaplarıma gidiyor. Facebook, MySpace, Twitter ve Friendfeed’i, aynı zamanda kendisi olan helloTxt’yi eş zamanlı güncelliyor. Bunu ileride detaylı anlatabilirim aslında. Ki ben bunu uzun süredir kullanıyorum. Değinmek istediğim konu şurası, blogum için bir eklendi bulunduğunu fark ettim hellotxt’de. Hemen baktım kurcaladım çözdüm. WordPress için bir eklentileri var. Blogunuza kurup aktif ediyorsunuz, size verilen userkey ile onaylıyorsunuz. Ve artık, her yazınız hellotxt’ye aktarılmış oluyor. HelloTXT’de otomatik olarak bunu üzerine eklediğiniz hesaplara,yani facebook, twitter, myspace gibi yerlere atıyor. O uygulamayı kurdum, aslına bakarsanız bu yazıyı da test etmek için yazıyorum.

Hadi bakalım lım! =)

Heey! Sen pumax mısın?

Aa, evet evet o benim!

Birkaç saat önce sanıyorum, bu soruyla karşılaştım ve (sanıyorum biraz uzun süreli) bir şaşkınlıktan sonra cevap verebildim: Evet.

Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nin kapısındaydım, boşboş geziyordum öylece. İçeriye girdim, sinema seanslarına baktım, ilginç güvenlik görevlilerine baktım. (“Ötmemek için her şeyi çıkarın, emanet falan varsa onu çıkarın.” gibi şeyler diyorlar ziyaretçilere). Sonra kitaplara bakmak için ilerledim, ilerledim, ilerledim… Daha önce gelenler varsa bilir, kitapların bulunduğu bölümü ayıran banklar var, orda bir çift oturuyordu elele, hemen arkalarında kitapları inceleyerek onlara sürekli laf yetiştiren bir kız daha vardı. Amaçsızca dolaşmaya devam ettim, yakınlarından geçerken çocuğun ters ters baktığını sezdim (al işte paranoyaklaşıyorum) ve rahatsız oldum. Dolaşmaya devam ettim, ilgimi çeken hiçbir şey olmadı. Ben gayet bendim, hiç pumax gibi değildim o an. Boş boş etrafa bakınıp her şeyden vazgeçiyordum işte. Tam kitap bölümünden çıkmak üzereyken -kitapları inceleyerek laf yetiştiren- kız tam önümde bitiverdi birden. Sadece bir saniyelik bir süreç falan öylece baktı ve benle konuşmuyormuş gibi bir havayla “Sen pumax mıydın?” dedi. Bir yandan da gülmemek için kendini zor tutar gibiydi, aslında hiç duymamış gibi yapıp yürümeyi falan düşündüm o an. Arkasından bankta oturan kız ve sevgilisinin de bana dönük olduğunu farkettim.

Durdum, şapkamı çıkarıp “evet” dedim sadece. “Uğur yani, hani şu sarpla pit10un sitesini falan siz yapmıştınız sen ordakilersin di mi?” gibi bir şeyler geldi cevap olarak. Aslında o cümle içinde her sitemizden bir parça bir şey söylendi, ama hayatın film şeridi gibi geçmesinden daha hızlı geçti gitti işte. Yine “evet” dedim sadece. Arkadaki çift de kalkıp yaklaştı, hepsiyle el sıkıştım. Çift Burak ve Ece’den oluşuyor, diğer kızın adı ise Begüm. Blogumu takip ediyorlarmış. Sitelerimizi çok seviyorlarmış, SarpPalaur.Com forum bölümünü açmamızı istiyorlarmış… (Ne kadar uyanığım, buradan yazarak ekip arkadaşlarıma da bildirmiş oldum resmen)

Kısa bir görüşme oldu, ama bana ilk soru sorulduğu anda ben oraya çivilendim (tabii ki belli etmemiş gibi falan yaptım). İlk defa hayatım boyunca hiç görüşmediğim birileri beni tanıyarak seslendiler falan diyebilirim. Merak edenlere söyleyeyim; ilk öpücük gibi bir şey. Hem eğlenceli, hem de ürpertici. Hem sıcacık hem de buz gibi.

Bu yazıyı okuyacaklar tahmin ediyorum.
Onun için; Teşekkürler Ece & Burak & Begüm

Takipte kalın =)

Kendim için değil, herkes için kod!

Merhabalar;

Umuyorum ki birçok kişiye yardımcı olacak işlere girişeceğim yakın zamanda. Php ile işie yarar şeyler yaptığımı düşünüyorum, daha önce de belirttiğim gibi Nitro Web dahilinde yaptığımız her iş övgüyle karşılanıyor zaten. Şimdiye kadar her php çalışmam boş sayfalar üzerine kuruldu. Yani localhost üzerine projeyle alakalı bir dizin açıp sıfırdan oluştrulan dosyalarla kodlama yaptım. Şimdi ise piyasada mevcut sistemlere eklemeler, düzenlemeler yaparak kullanışlı şeyler sunmak istiyorum. Şimdiye kadar üzerinde çok falza oynadığım ve hoş bir çalışma ortaya koyduğumu düşündüğüm bir phpbb2 sistemim var. Aslına bakarsanız profesyonel anlamda ilgilendiğim ilk sistem diyebiliriz. Bu sistemi bir çok farklı domainle kullandım. BagiranBaraka.Net ile başlamıştım, şu an ise BagiranBaraka.Com olarak devam ediyor.

İsteğim şu doğrultuda; phpbb2 ve phpbb3 için bu işe girişmek ve kullanıcı dostu modlarla (heyt be yine yaptım yapacağımı :) ) insanlara yardımcı olmak. Sorun şu ki, phpbb resmi siteleri artık phpbb2 için destek vermiyor. Neden bu kadar saçma bir şey yapılıyor çözebilmiş değilim ama destek vermiyorlar işte adamlar. Bunun nedenleri arasında “O kadar uğraştık phpbb3′ü çıkarmak için, 2yi boşverin eskidi artık, 3 iyidir 3.” gibi bahaneler de bulunabilir bence.

Yine daha önce bahsettiğim gibi, ilk olarak Burak Üstün’ün fikirlerini uygulamakla başlayacağım. Sonrasında yeni şeyler ekleyerek devam edeceğim. “Dur oğlum, ben de sana yardım ederim tek başına girişme boka saplanırsın.” diyen yardımsever insanlar varsa aşağıda yorum bölümümüz mevcut, ulaşsınlar bana konuşalım. Ne de olsa halka hizmet çerçevesindeyiz artık :)

Okuduğun için teşekkürler.

Bu işte Bir Terslik Var!

Merhaba arkadaşlar,

Pit10 ve Beta’nın Olympos bünyesinde ortak olarak çıakrdıkları cover albüm niteliğini taşıyan “Bu işte bir terslik Var” -takip edenlerinin çok iyi bildiğine eminim- indirmeniz için hazır. (Aslında baya önce hazırdı ama ben ancak bloglayabiliyorum) Albüm hazır olduğu anda dinleyeme başladım ve hâlâ dinliyorum. Arka arkaya, hiç bıkmadan, sıkılmadan. Pit10&Beta Bu İşte Bir Terslik Var albümünde de mükemmel performanslarıyla ükemmel parçalar sundu dinleyicilerine. Albüm gerçekten daha önce görülmemiş bir özellik taşıyor. Şöyle ki; Betanın parçalarını Pit10, Pit10′un parçalarını Beta okumuş, ve gerçekten de mükemmel bir şey çıkmış ortaya. :)

Sadece albümü indirmek için girenlere linki vereyim  hemen : http://pit10.org/haberoku.php?id=1

Dahasını isteyenler okumaya devam etsin :)

Twitterımdan takip edenler (22 kişi yazıyor ama kim ediyor kim sallamıyor bilmiyorum) farketmişlerdir, dün Sidar Yıldırım, Berk ‘Beta’ Bayındır ve Server ‘pit10′ Uraz ile birlikte olduğumuzu cep telefonumdan twitlemiştim. Evet dün beraberdik, Sidar Abi ile bir yerde olmamız gerekiyordu, biz orada olmamıza rağmen bizi karşılaması gereken kişi veya kişiler orada değildi. Biz de yapacak başka şeyler düşünürken Tugay ve Kağanla buluşmaya karar verdik. Buluşma noktası ayarlayıp oraya doğru yöneldiğimizde ise Sidar abinin aklına Beta ve Pit10′u davet etme fikri geldi. Ortağım Ahmet Faruk Kara ve ben bu fikri sevinçle onayladık tabii ki. :)

Bahse konu olan mekanda (vay be  ne laf ama :) ) oturup bir güzel yemek yedik, bol bol sohbet ettik. Hayatımda en çok güldüğüm günlerden biriydi diyebilirim rahatlıkla. Çünkü yemekte bize Erdem şahin, Emrecan Smithy, Mc Kubur gibi isimler de eşlik etti. :)

Albümden de konuştuk tabii ki, herkesin favori şarkısı soruldu, cevap verildi. Ben Beta’dan “Beni Buradan Çıkarın”ı çok beğendiğimi belirttim. (ama bana favori parçamı soran Pit10′du ve bunu söyleyince yüz ifadesi biraz değişti sanki, ama Yeni Bugün de süper olmuş, onu da belirtince iyi oldu iyi :) )

Herkes, geçtiğimiz günlerde tasarımını ve kodlamasını bitirerek yayına verdiğimiz http://pit10.org ‘u çok beğendiğini belirtti. Bu gibi görüşlerin bildirilmesi, insanların yaptığımız işleri beğendiklerini söylemesi gerçekten mükemmel. Şimdi önümüzde yeni projeler var. Kalite çıtamızı sürekli yükseltiyoruz, bizden istenilenlerin her geçen gün artması gibi.

Ama daha iyi olma hiçbir zaman sıkıntı çekmiyoruz, herkes rahat olabilir :)

Ayrıca bloglamalardaki gecikmelerden dolayı özür diliyorum takipçilerimden. Son günlerde baya bir yorgundum, pit10.org’u albüme yetiştirmek için de biraz zorladım bünyeyi sanırım. Bugün eve döndükten sonra yattım uyudum, yedi – sekiz gibi kalktım. Biraz daha iyiyim şimdi. :)

Daha başka ne var bilmiyorum, takip et yeter ki :)

YGS Ücretimi Yatırdım, Formu Doldurup Başvuruyu Bugün Yapıyorum!

Merhabalar,

Aşırı derecede acelem var. Ygs için başvurularımızı bugün yapmamız gerekiyormuş okuldan. Bense ücreti dahi yatırmamıştım. Formum kalbim kadar temizdi (ne kadar klişileşti bu terim ya). Neyse, dersaneden çıktım tenefüste, eve geldim koşa koşa. Girdim garanti internet bankacılığıma, yatırdım parayı. Ohh, miss. 35 lirayı çatırt diye düştüler hesaptan. Bakmıyorlar gözünün yaşına. Dekontumu da yazdırdım, her ihtimale karşı mail adresime de gönderdim ki orada yazdırabileyim. Ne olur ne olmaz.

Herkes bana şans dilesin.(Tmaam tamam dini bütün olanlar dua edebilirler.)

Görüşmek üzere =)