"Kişisel Sitemdesin Resmen!"
twitter olarak etiketli yazılar
N’oluyoruz?
20 Mar
Bana bir haller geldi sanki ya.
Ygs için son düzlüğe girdik malum, yeterince yoğun değilmişim gibi kendime sürekli yapacak bir şeyler buluyorum. Bu arada insanların benim yaptıklarıma ilişkin yorumları, yardımlarım için teşekkürleri, kafalarında kurdukları saçmalıkları eksik olmuyor tabi.
Mesela “FreeHand MX ile Vektörel Tasarım” diye yaklaşık 400 sayfalık bir döküman geçti elime, oturdum freehand öğrenmeye çalışıyorum. Bunu sosyal ağlarımda duyurdum (twitter, facebook, myspace, friendfeed), “FreeHand MX ile Vektörel Tasarım. Teşekkürler Bilge Adam.” şeklinde. Ve farkettim ki Bilge Adam resmi twitterı üzerinden bana bir teşekkür sunulmuş. Tabii ki çok sevindim. İsteyenler http://twitter.com/bilgeadam adresinden kontrol edebilir.
Onun haricinde (ister inanın ister inanmayın) ygs için çalışıyorum baya baya. Yani benim için iyi bir gelişme oldu birden. Test çözüyorum falan, konuları tekrar ediyorum. Ama ne derecedir bilemedim.
Ya açıkcası, kafam o kadar karışık ki bu aralar. Her şey içiçe resmen. Çözümleyemiyorum olayları, sizin tabirinizle süzgeçten geçiremiyorum falan. Uzun süredir yazı yazmayışım da ondandır heralde. Yoksa aklıma milyonlarca konu geliyor gün içinde. Şöyle yazarım, bunu da eklerim falan diye. Mesela geçenlerde saman tivide iki alyans diye bir program gördüm, bu saçmalığı açıklamak istedim, ama güncelliği kaçınca benim de hevesim kaçtı tabi. Böyle içiçe giriyorlar, ne yapacağımı unutuyorum, aklımdaki şeyi çat diye yapamıyorum. Ay bana bir şeyler oluyor. Aklımın köşesinde hep bir şey var sanki. Gülümser gibi.
Kendimle kovalamaca oynuyorum dedim mi hiç size? Hani bir ara mail yağmuruna tuttunuz beni, zaten msn kullanmaktan sıkılmış olarak maile geçeyim dedim, onda da yıldırdınız. Gerçi şu aralar duruldu, teşekkürler. Ama şu kendimle kovalamaca dediğimde hep o gelir aklıma, nedenini sorma ben de bilmiyorum. Bu aralar kendi duyduğum, hissettiğim şeylerin bile nedenini bilmiyorum. Öyle boş bir his ki. Tavsiye etmem, kontrol yok gibi. Bir şey yapmak isteyip, başarabilmek için kovalayıp hep elinden kaçırmak gibi. Bazen de oralarda olduğunu sanarak koşuşturmak ama hiçbir yerde bulamamak gibi. Ne kadar zor kelimelere dökmek. Ben bile bu hale geldim bu durum karşısında düşünün işte.
Bu arada, şu Nitro’nun yeni portalını da bir türlü yayınlayamadık, boşta oldukça açıyorum bir şeyler yapıyorum, çok çok az bir şeyler falan kaldı ama işte, aklımı toparlayamıyorum. Bir karışıklığı çözdüm, bu da tamam derken çat diye iki tane çıkıyor karşıma. Mesela Samet Gönüllü’nün ricasıyla sokratst.com iletişim bölümünden bir mail atarak bana ulaşmalarını, site işini konuşacağımızı söyledim. İgili şahıs eklemiş beni, pencereyi açmamla satırlarca yazıyı görmeme sebep olan klavye tuşlamaları yapmış. Kendi kendine paranoyakça dövümüş gibi. Adama henüz sadece “merhaba” demiştim ki, adam konuyu direk “sen kimsin ki?” ye getirdi. Malumunuz açıklama gereği duymadığım şeylerdendir bu, her ne kadar bağıra çağıra reklam yapmasam da insanlar biliyor ekibimizin kimlelerle çalıştığını, referanslarımızı nelerin oluşturduğunu. Her şeyden önce Sidar Yıldırım gibi bir abim var. Her neyse, saygıdeğer (!) yetkili, kendi kendini yedi, resmi sitenin kendine ait olduğunu savundu, bol bol küfür etti ve beni engelledi sildi falan. Tabii ki öyle bir şey yok, Samet Gönüllü (sokrat st)’nün resmi sitesi de bize ait olacak. Bunun görüşmelerini çok önce yaptık biz. Domaini de duyururuz yakında, sokratst.com onlarda kalsın. Zaten panayıra çevirmişler siteyi, sağdan soldan ayıcıklar, tavşanlar çıkıyor, “üye olmazsan içerik görüntüleyemezsin kardeşş” hesabı. Sevmedim, nefret ettim. Alın hazır sisteminizi, kullanın o zaman dedim.
Ay ne çok konuştum, her şey birbirine geçmiş durumda kafamın içinde. onun için bu yazıyı okuyun geçin öylece. Ders çıkarın kendinize, hedeflere giden yollar bazen engebeli olabiliyor, bazen imkansız. Yine de gülümsemek güzel, gülümseyebilenleri görebilmek güzel. Ya da sadece sizin gözlerinizde ışıldayan gülümsemeler, en azından öyle sandıklarınız. Bir harfin dokunuşunun yarattığı.
Hiçbir şey için geç değil =)
Acaba Uğur n’apıyor ki?
10 Şub
Vaay, merak ediyorsun demek.
Benim de aklıma gelmedi değil tabi, onun için biraz kafa yordum. Az gittim uz gitti dere tepe düz gittim
(Ahmet Faruk Kara bilir, Avcılar>Mecidiyeköy>Avcılar>Edirnekapı>İncirli>Küçükçekmece>Avcılar).
Malumunuz, genç kitle üzerinde büyük oyunlar oynuyor artık cep telefonu operatörleri. Hem Vodafone hem de Turkcell gençliğe cazip avantajlar sunuyor. Bunların içinde bu tarife dahilindekilerin cep telefonu üzerinden Facebook’a bağlanmasının ücretsiz olamsı da var. Ay tabii ki çok sevindirici bir haber. Ya ben bunu yaklaşık iki ay önce duymuştum, demek ki arada unuttum size bildirmeyi. neyse bugüne kısmetmiş heralde diyelim geçelim. (Şimdi uygulamaya soktuğum sistem sayesinde dertsiz tasasız aklıma gelir gibi ileteceğimden sıkıntı olmayacak, dükkanda duyduğum her şeyi saniyede ileteceğim kısmetse.)
Madem facebook bedava, ben de gençTarifeliyim, kullanayım bu avantajı. (Bu arada gençTarife denilen şey eski KampusCell. Karıştıranlar var (!) karıştırmasınlar!) Hemen girdim baktım denedim, harbiden de kontör falan düşmüyor. Ohh dedim, miss gibi. Telefon zaten elimizden düşmüyordu, şimdi derslerde bile facebookta dolanırız herhalde gibisinden düşünceler geçti kafamdan. Bilirsiniz, durum güncellemesi yapmayı da çok severim. Face üzerinden durum güncellemeye başladım sürekli. Ne görsem, ne düşünsem, yazıyorum patates gibi.
Sonra dedim ki, ya ben bunu yapıyorum iyi güzel de, blogumda da duyurmam lazım. Onun için sağdaki sütunlardan en sağdakinin en üstüne küçük bir dinamik resim ekledim. Facebook durum güncelleştirmelerim oradan da görülünebilecek artık =) Böylece bloguma girenler de takip edecek güncel olarak beni. Oley!
Şimdi facebook üzerinden girdiğim güncelleştirmeleri direk twitter’a aktarmayı hayata geçirmek istiyorum, bir yandan da istemiyorum. Ay bilemedim, yine de bir bakınılmalı.
Hadi bakalım, güncel bir hayat diliyorum hepinize =)




