ayrılık olarak etiketli yazılar

Her veda zor gelir…

Bu yazıya “merhaba” diye başlamak biraz ilginç olur sanırım =)

Aslına bakarsanız içimde hâlâ bir burukluk var. Neden bilmiyorum, niye böyleyim? Çok saçma değil mi? Zaten belliydi gideceği, gelmeden önce belliydi hatta. Kısa sürelik bir ziyaret, İstanbul misafiriydi sadece. Yuvası burada olsa da hem memleketine hem okuluna döndü sonra.

Şimdiye kadar okunan kısım gayet yanlış anlaşılabilir, anlatmak istediğime nazaran. Hayır, bir kızdan, sevgiliden bahsetmiyorum. (Zaten blogumda o gibi konulara hiç girmeyeceğim) Bahsettiğim kişi çocukluk arkadaşım, Hüseyin Can Keleş aslında.

Beşinci sınıfta tanıştık, hem sınıf arkadaşım hem de komşum oldu, birbirimize çabuk alıştık. Çok iyi biri, her şeyden önce farklı. Evet sizlerden farklı, ve herkes gibi olma çabası içinde değil. Kendi olmasını bilen biri, onun için bende daha özel bir yeri var. Dışarıyı umursamayan “koyver gitsin” tavırlarına sahip özel biri.

Yanlış hatırlamıyorsam lise ikiden sonra boğaz kenarındaki canımcım okulunu bırakıp memleketi Orduda, aynı statüye sahip bir okula geçti. Denizcilik okuyor kendileri. İyi denizci oluro ndan kalıbı falan var yani, 45 numara bot giyiyor boru değil.

On beş tatilin ikinci haftasında tatil için İstanbula geldi. Ve istisnasız her gününü benim için ayırdı. Burdayken de hep yaptığı gibi yardımcı oldu, sayesinde dükkanı ofisi falan toparlamış olduk. Ne istesem olur diyor. Ben de mutlu ettim sanırım birazcık onu. Geçtiğimiz perşembe (4 şubat 2010) Berk Bayındır’ı (Beta) ziyarete gittiğimde onu da götürdüm yanıma, şansımıza Server Uraz (Pit10) da oradaydı. Onları görebilme, konuşabilme şansı oldu. Hatta Server Uraz’ın arabasına bile binmiş oldu vesileyle (34PIT10). Tüm Orduda bunu yapabilmiş tek kişi olduğuna eminim diyebilirim :)

Bir de fotoğraf çektirdi orada, Berk Bayındır’ın evinde, kendi odasında, bir tarafta Beta, diğer tarafta Pit10 ortalarında Hüseyin iyi bir fotoğraf oldu =) Mutlu oldu. İnsanları mutlu etmek hoşuma gidiyor.

Az önce Avcılardan Görele Seyahat’in otogar servisine bindirdim kendisini. Orduya geri dönme vakti gelmişti çünkü. Umarım kazasız belasız gider. Kendine çok iyi bakmasını tembihledim.

Siz de kendinize iyi bakın, ve unutmayın; Ne olursa olsun mutlu kalın! =)

Mutluluklar Ahmet!

Ortaklarımdan Ahmet Faruk Kara bir kaç dakika önce (belki yarım saat belki daha fazla ama niye hemen bloglamadın falan diye kızabilitesine karşın birkaç dakika yazıyorum) facebook üzerinden “Bir ilişkisi olduğunu” duyurdu yüzlerce arkadaşına. Ben de girdim yorumladım mutluluklar dilerim falan diye. Şu an face üzerinden kiminle ilişki içerisinde olduğunu göremiyorsunuz ne yazık ki. Ahh ahh, üzüldünüz değil mi?

Neyse ki benim gibi güvenilir bir bilgi kaynağınız var ve ben biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam yengemiz “Dora İrem” adında hanım hanımcık bir hanım (işte kafa karıştırmak budur (!)) Ahmet bugün anlattı, yok işte şöyle böyle falan diye, ne yalan söyleyeyim bu ilşki için ayrı bir kategori açıp her gelişmede bloglayabilirim. Hatta iyice cılkını çıkarıp (dikkat ederseniz diğer kelimeyi kullanmadım, ne kadar saygılı kültürlü falanım) bu ilişki üzerine bir twitter hesabı açabilirim. bu Hesabımı da hemen sayfamın sağında ve en aşağıda gördüğünüz gibi widget aracılığıyla eklerim siteme. Ohh, miss. Magazine döner buralar, yorumlar eksik olmaz.

Neyse şaka bir yana, Ahmet ve İrem çiftine mutluluklar diliyorum. (Umarım yenge İrem ismini kullanıyordur, ayrıca umarım ki ismi hatırladığım gibi Dora İremdir, yine umuyorum ki İrem yengenin sadece soyadı değildir. Eğer öyleyse umarım Ahmet bırbırlamaz)

Kalın Sağlıcakla!

(Tamam tamam olmayanlara da versin (kim verecekse artık))

Lan bi üst satırdaki parantez içine aldığım yazı biraz şoolmuş, farklı yönlere çekilebilir gibi. Ama yok yok, benim öyle takipçilerim yok.

enim takipçim var mı ki acaba ya.

Aha buldum, bu yazıyı okuyan varsa bir yorum çaksın ben de sevineyim. Ohh, miiss. çok zekiyim ya.

Hadi bakalım güldür güldür…