Fark ettim ki

Alohomora!

Var mı bunu bilen?
Var dimi varr. Hani net olarak bilmesen de bir şeyler uyanıyor içerilerde. “Neydi lan bu, nereden duymuştum ben bunu? Ama duymuştum.” falan diyorsun, hissediyorum.

Bu nacizane kelime Harry Potter standartlarında (bu nasıl bir kelime topluluğu oldu ya) kilitli kapıları açma büyüsüdür. Asanın nazik hareketleriyle falan dile getirildiğinde çatırt diye açılır her kilit. Onun için büyücü dünyasında kapıları kilitlemenin bir manası yoktur, zira Olivanders’a faaln uğrayan herkes çatırt diye açar girer içeri. (Bir de kapıyı böyle sağlamca kilitleyen falan bir büyü vardı da, hatırlayamadım, yazmıyorum onu çaktırmayın)

Nerden çıktı ki bu şimdi yaa diyenler var, tabii onlar bilmiyor benim bu yerlere (site işleri kodlama falan işte) gelmeme Harry Potter’ın ön ayak olduğunu. O zaman anlatayım;

Malumunuz, filmi çıkana kadar Türkiye’ye Harry Potter kitapları gelmemişti. Ben ilkokuldayken bizi sınıfça filme götürdüler, ne yalan söyleyeyim çok sevdim. Tüm gün sağa sola alohomora falan yaptım. İkinci filmi de çıktıktan snra biri bunun kitaplarının olduğunu söyledi bana, koştum aldım ilk kitabını. İki, üç, dört gitti öyle işte, her yeni kitabın çıktığı ilk gün D&R’ı görevlilerle beraber açtım resmen. Filmleri falan devam etti tabi. Bu arada ben de kendi çapımda html kod bulup herhangi bir bedava hosttaki sayfalarıma yapıştırıyorum, ne kadar gereksiz kod varsa orada yani. Fena şeyler de çıkmıyordu gerçi. Bir yandan da Harry Potter ile ilgili siteleri falan takip ediyorum. Bir gün RPG diye bir şey duydum (Role Playing Game). Sistem basit, bir karakter alıp bir forum sistemi üzerinden Harry Pottercılık oynuyorsunuz. Hoşuma gitti sardı, bir zaman sonra orada da kimseyle anlaşamadım, baydı. Ben de dedim ki; “Ya ben site falan yapıyorum, hatta sitede kar yağdırıyorum, sevgililer gününde kalp yağdırıyorum, bunu da yaparım be.” Ve serüvenim başladı işte…

İlk alan adım BagiranBaraka.Net oldu, phpBB sisteme çabuk uyum sağladım, önceden edindiğim çevreyle de üye ve aktiflik sıkıntısı çekmedim. Üyelerin istekleriyle sistemi gelişirmek üzere kodlara bir daldım ki sormayın. Şimdi buradayım işte. Gerçekten sihir gibi =D

BagiranBaraka.Net domaini düştü tabi, şimdi BagiranBaraka.Com var, başladığımdan beri aynı phpBB sistem üzerinde çalıştım, oradan oraya taşıdım, geliştirdim sürekli. Ama kullanılmıyor artık, idare etmek güç hale geldi gittikçe, benim de hevesim kaçtı diyebilirim. Birkaç kişi ilgilenmeyi önerdi, çoğu beceremedi. En son Baran bir hareketlilik kattı falan derken yine öldü site. Ben de Harry Potter haber portalı, paylaşım forumu gibi bir şey olabilir diye düşündüm. Çünkü bu domaini alalı daha bir sene olmaması rağmen, sanıyorum ikinci güncellemesinde PR değeri 2 oldu, sevindim. Kullanmak istiyorum orayı.

Bu sabah bakınırken öyle harrypottercafe.com ‘a girdim. Eskiden hazır bir sistem kullanıyorlardı diye hatırlıyorum. Şimdi özgün php bir kodlama kullanıyorlar sanıyorum. Fena olmamış, ama adreslendirme daha iyi olabilirdi diye düşünmeden edemedim. Forumdaki verileri portala çekmişler, online üyeler, forum üye sayısı v.s. Sağ üstte yine forumdaki hesap bilgileri görülebiliyor. Gözüme çarpan ufak tefek şeyler olsa da geyet şık olmuş, sade ve hoş bir tasarımla tamamlanmış bu kodlama. Umarım ileride, resim galerisi gibi yerleri de bu portalla bağlantılı kodlarlar, aynı tasarım içinde bir bütünlük yaşanır. Örneğin sağ sütuna rastgele resim falan çekilebilir.

Sitede hoşuma gitmeyense şu oldu; çok fazla reklam var sanki. Sağ üstte o forum hesap bilgilerinin çekildiği yerin hemen altında 468*60 sanıyorum bir banner var, onun latında forum istatistiklerinin çekildiği yerin yanında da devamsa bir banner var. Bir de sağ sütunda kare bir banner var. Tmam, uğraşılıp emek verilmiş, bunun karşılığı bekleniyor olabilir, ama ne bileyim daha az oalbilirdi. Yada anasayfada bu kadar göze batmayıp, haber sayfalarında haber altlarına eklenebilirdi.

Neyse bakalım, “madem o kadar iyisin, kendin yapsana” falan diyorsanız, yakında yeni kodlamamı ekibimin sayfasında göreceksiniz. Umarım beğenilir, gerçi o kadar ahım şahım bir şey olmayacak ama, gayet iyi gidiyor. Bakarsınız sonra da BagiranBaraka.Com u canlandırırız.

Teşekkürler =)

Şifremi nereden biliyorsun ki?

Gayet Uğur Arıcı olarak eve geldiğim günlerden birinde henüz üzerimdeki fazlalıkları yeni çıkarmış ve elimi yıkarken annem içeriden seslendi; “Oğlum sana posta geldi iki tane” diye.

Nasıl ya, nereden biliyorsun ki, geldiyse bana gelmiştir, bırakın artık hesaplarımı karıştırmayı, hep şifreleri hatırla dediğim için oluyor, ya mail hesaplarına da şifresiz girilmiyor ki benim, sen şifremi nereden biliyorsun ki? Gibisinden söylenerek gittim bilgisayarın başına. Annem yine kendi kendime konuştuğumu düşündüğünden olacak ki bana bir karşılık vermedi. Geldim oturdum bilgisayarın başına, açtım Operayı, mail adreslerimi kontrol ettim. Herhangi bir mail yoktu. Merakla girip hotmail hesabımı da kontrol ettim orası da yeni bir şey barındırmıyordu. Neyse diyerek geçtim kodlamaya devam ettim.

Bilgisayar başından kalkınca bir şeyler atıştırmak üzere mutfağa geçtim. Annem beni görünce “Baktın mı ne gelmiş. Ben anlayamadım” dedi. İyice kafam karıştı. “Ya anne” dedim. “Ne postasından bahsediyorsun tüm maillerimi kontrol ettim gelen giden yok. Kafa mı buluyorsun benimle?” Gelen cevabı hiç beklemiyordum.

“Ne şifresi yavrum, kapının oradaki rafa koydum işte iki tane zarf var, google falan yazıyor renkli renkli” Birden şok geçirdim. beynimden milyonlarca düşünce aktı gitti. Birileri bana posta ile, bildiğimiz zarfla yollanan şeylerle falan, ptt aracılığıyla bir şeyler göndermişti. Hem de zarfın üzerinde google falan yazıyordu demek. Koşa koşa gittim baktım, gerçekten de iki zarf duruyordu. Üstte duranda bigibid yazıyordu, gülümseyen yüz maskotuyla. Yaptığım alışverişin faturası olduğunu direk anladım. Ama alttakini görünce başta şaşırdım sorna da çıldıracak derecede sevindim.

Google adıma bir zarf yollamıştı. Zarfın sağ tarafındaki adres penceresinden adım ve ev adresim gözüküyordu. Ancak ilginç oalrak bu zarfın sol kısmıan doğru bi pencere daha vardı, ve burada da kocaman harflerle falan 100TL yazılmış ve altına daha küçük harflerle eklenmişti “AdWords Kuponu”.

Google, senelerdir kullandığımız reklam hizmetinden kaynaklı sanıyorum (gerçi biz hep reklam barındırıyoruz, sadece bir kaç kez kullandık google’a reklam vermeyi. etkin bir çözüm bence) 100 liralık bir deneme kuponu yollmış bana. Kuponu bu ayın sonuna kadar (28 Şubat 2010) kullanırsam kuponun değeri 100 lira olarak işlenecek, ama bu tarihten sonra 80 liraya düşecekmiş.

Neyse, işin ilginç tarafı, kargoyla gelen ürünleri v.s. saymıyorum, bu benim adıma gelen ilk postaydı resmen. Yani ilkokul ikinci sınıftayken öğretmenimiz bize yılbaşı kartı hazırlatıp, sonra bizim evin 2 sokak aşağısındaki postaneden kendi evlerimize postalamamızı istediği günü saymazsak. Amaçları bize postanın nasıl işlediğini falan öğretmekti sanıyorum. Ama o benim hayatım boyunca aldığım tek postaydı ve onu da kendime yollamıştım. Şimdi bu gelen bigibid faturam ve google adwords kuponum çok değerli diyebilirim benim için. Sonuçta artık çok fazla mail alsam da (evet evet bunu okuduğunuzu biliyorum, saçma saçma mail atanalra da küfrettiğimi unutmayın ama. Hâlâ “slm nbr?” diye mail atanlarınız var) posta yoluyla bir şeyler almak çok zevkli.

“Ayy kıyamam, adresini ver ben sana yazar bir şeyler yolalrım” diyen hanım hanımcık bayanlarımız (ya da delikanlı dostlarımız) varsa yazışmak için adres verebilirim. Belki nostalji olur biraz, anılar canlanır. Ama ikinci mektupta msn, mail, telefon gibi bilgiler olmayacağına garanti vermelisiniz.

Hayatımız ne kadar elektronikleşti değil mi? Bazı şeylerin, annelerimizin, hatta ananelerimizin, anlattığı gibi sürdüğünü görmek değişik duygular katıyor insana =)

Bakar mısın?

Efendim ? Ben mi?

Evet evet sen. Sabahtan beri dikkatini çekmeye çalışıyorum. Saçlarımla oynuyorum, üstüne yıkılır gibi oluyorum, gözlerinin içine bakıp bana döndüğünde bakışlarımı kaçırıyorum, sırf sen duy ve ilgini çeksin diye arkadaşıma yüksek sesle bir şeyler anlatıyorum falan. Niye hiç bir tepki göstermemekte ısrar ediyorsun ki?

Farketmedim sanmayın, insanlar sürekli bunları tekrar ediyor. Uzun süredir gözlemliyorum, özellikle şu metrobüs seyahetleri sırasında daha belirgin oluyor. Özellikle okul günleri, okul giriş-çıkış saatleri civarında metrobüs ile seyahet eden liseli öğrenciler, yaşıtlarında bir karşı cins gördüğünde (sanıyorum artık refleks olarak) bu tepkileri veriyor. Bugüne kadar gidip konuşup da muhebbeti bağlayan, tek tek binip de araçtan beraber ayrılan kimseyi göremedim. Demek ki neymiş? Metrobüs ‘manita’ ayarlamak için uygun bir yer değilmiş. Zaten insanlar üstüste seyahat ediyor. Şansını zorlama işte.

İşin acı tarafı, bu moda girmiş olan biri kestiği kişi herhangi bir durakta indiğinde, arkasından hüzünlü hüzünlü bakıyor. Eğer ki inen kişi de, inmeden önce onun bu hareketlerini farketmiş ve inceden karşılık vermişse, indikten sonra o da dönüp bakıyor. Resmen bir ayrılık sahnesi canlanıyor. Sanırsın ki büyük bir aşkın son saniyelerine tanık oluyorsun.

Tabi bu aşka en uygun özlü sözler de şunlar olur heralde:

Gönlünde yer yoksa sevgilim, farketmez ben ayakta da giderim.

Aşk bir metrobüstür binmesini bilmeli, son durağa gelmeden inmesini bilmeli.

Fırçasız Süngersiz Beyin Yıkama!

allahın Hakkı üçtürMÜŞ !?

VayBe diyesi geliyor insanın, ne adam ama!

Duymak istediğimden mi bilinmez şu aralar çok sık duyar oldum bunu. “Allahın hakkı üçtür!”.

Affedersiniz, kim koydu bu kuralı? Üçer üçer mi yaşamalı hayatı ? Tepki gösteririm ben bu lafa, sorarım soruştururum tepki alırım “allahın işine karşılmaz!”

Aa, tabi tek tepki gösteren ben değilim, mescid ve camii müdavimleri de “Öyle bir şey yoktur, Allah birdir. Çarpılırsınız susun!” diye tepkiler veriyorlar.

Yine soruyorum; Kimin kararları bunlar? Nerelerde okuyor, yorumluyor, bu sonuca varıyorsunuz ? Eğitimini baltaladığınız bebelerin aklına nasıl sokuyorsunuz? Nasıl da eminsiniz böyle olduğuna?

Öğrenmeye korkup, dolma bilgilerle yeni nesilleri yetiştiriyorsunuz yani, araştırmaya korkup bilişim çağına uyum sağlaması gerektiğini savunduğunuz çocukların sokağa çıkmasını yasaklıyorsunuz. İktidarı pohpohlayıp dua eder, seçimde çelişkiye düşersiniz. Çünkü size yan komşunuzdan iki torba daha az kömür verdiler. Patateslerinizin yarısı da çürüktü zaten. Onlara buzdolabı verdiler size çamaşır makinesi… Herkese düşmansınız siz, allah kızar diye söylemeye korkarsınız sadece. Belli etmeden kin besler, fırsatları değerlendirir, sonra tövbe edersiniz. Kilisede günah çıkartanlara etmediğiniz küfür kalmaz, camilerde yere kapaklanıp ağlayarak af dilersiniz. Kendi yaptıklarınızı unutup dostunuzun haram lokmasını sayarsınız. Kardeşinizi kıskanır, baltalamak için bahane ararsınız. Tanrı yolundan çıkar birden, doğruyu kaybeder. Onadır hırsınız, böyle anlatırsınız millete. Hep susar, arkasını döneni bombalarsınız. Farzlarınızı yerine getirmeye çalışır, gelir durumunuzu beğenmeyen Suudi Arabistan sizi topraklarına almadığında Hacdan yırttım diye düşünürsünüz. Aslında düşünmeye korkar, soru sormaktan kaçarsınız. Sorgulamazsınız neden hasta olduğunuzu, günah işlemişsinizdir mutlaka. Ölecekseniz de allahınızın kararıdır. Vadeniz dolmuştur. Bir yandan da hastanelerde koşturur dini bütün bir doktor ararsınız. Muayene olur ordan çıkar hacı hocaya koşarsınız. İki kişi bulursunuz, biri üfürür biri tükürür. Karşılığında da en yakın camiiye bağış yaparsınız. Çok değil, iki bin lira. Çocuğunun okuduğu okuldan istenilen ücretin yirmi katı falan. Ne olacak sanki, onlar kuran bilirler mi, zaten takmışlar modernleşmeye batılaşmaya. Evrim falan anlatılıyordu kitaplarda, onu kitaptan akldırttınız ama bu öğretmenler durur mu? Kesin anlatıyorlardır evrim saçmalığını. Onun için öğretmene ne kadar zulüm o kadar güven verir size. Ya da orada da sızmalı içlere. Oturun koltuklara, kazıyın eski kafalıları. Evrim nedir? Batılılaşma nedir? Modernleşme nedir? Eğitim öğretim nedir ki dini temel olmayana?

Hadi onun için şimdi yetiştirin gençleri, sizlerden olsunlar, ama okullarda kamufle olup geliştirsinler kendilerini. Çok kulak asmasınlar oralara, yakınlaşmasınlar kimseyle, büyüyünce sınava girsinler, siz de bir el atın tekrar sokun o okullara. Öğretmen olarak, müdür olarak! Tamam işte, her şey tamam. Bu da kısır bir döngüye girmiş oldu. Batı silinsin gittikçe, asıl olan Türk-İslam imparatorluğudur zaten. İlerlemek neye yarar ki? gerici olun tabii ki. Osmanlı da öyle yapmıştıya zaten, hani gerileme dönemine girmeden hemen önce. Onun için destekçiniz de eksik olmaz.

Bravo sizlere!