Her veda zor gelir…

Bu yazıya “merhaba” diye başlamak biraz ilginç olur sanırım =)

Aslına bakarsanız içimde hâlâ bir burukluk var. Neden bilmiyorum, niye böyleyim? Çok saçma değil mi? Zaten belliydi gideceği, gelmeden önce belliydi hatta. Kısa sürelik bir ziyaret, İstanbul misafiriydi sadece. Yuvası burada olsa da hem memleketine hem okuluna döndü sonra.

Şimdiye kadar okunan kısım gayet yanlış anlaşılabilir, anlatmak istediğime nazaran. Hayır, bir kızdan, sevgiliden bahsetmiyorum. (Zaten blogumda o gibi konulara hiç girmeyeceğim) Bahsettiğim kişi çocukluk arkadaşım, Hüseyin Can Keleş aslında.

Beşinci sınıfta tanıştık, hem sınıf arkadaşım hem de komşum oldu, birbirimize çabuk alıştık. Çok iyi biri, her şeyden önce farklı. Evet sizlerden farklı, ve herkes gibi olma çabası içinde değil. Kendi olmasını bilen biri, onun için bende daha özel bir yeri var. Dışarıyı umursamayan “koyver gitsin” tavırlarına sahip özel biri.

Yanlış hatırlamıyorsam lise ikiden sonra boğaz kenarındaki canımcım okulunu bırakıp memleketi Orduda, aynı statüye sahip bir okula geçti. Denizcilik okuyor kendileri. İyi denizci oluro ndan kalıbı falan var yani, 45 numara bot giyiyor boru değil.

On beş tatilin ikinci haftasında tatil için İstanbula geldi. Ve istisnasız her gününü benim için ayırdı. Burdayken de hep yaptığı gibi yardımcı oldu, sayesinde dükkanı ofisi falan toparlamış olduk. Ne istesem olur diyor. Ben de mutlu ettim sanırım birazcık onu. Geçtiğimiz perşembe (4 şubat 2010) Berk Bayındır’ı (Beta) ziyarete gittiğimde onu da götürdüm yanıma, şansımıza Server Uraz (Pit10) da oradaydı. Onları görebilme, konuşabilme şansı oldu. Hatta Server Uraz’ın arabasına bile binmiş oldu vesileyle (34PIT10). Tüm Orduda bunu yapabilmiş tek kişi olduğuna eminim diyebilirim :)

Bir de fotoğraf çektirdi orada, Berk Bayındır’ın evinde, kendi odasında, bir tarafta Beta, diğer tarafta Pit10 ortalarında Hüseyin iyi bir fotoğraf oldu =) Mutlu oldu. İnsanları mutlu etmek hoşuma gidiyor.

Az önce Avcılardan Görele Seyahat’in otogar servisine bindirdim kendisini. Orduya geri dönme vakti gelmişti çünkü. Umarım kazasız belasız gider. Kendine çok iyi bakmasını tembihledim.

Siz de kendinize iyi bakın, ve unutmayın; Ne olursa olsun mutlu kalın! =)

Haberiniz Olsun!

Heey!

Saat gece 02:14 falan. Uyuyan milyonlar var bu ülkede, gerçi gözleri açıkken de uyutuluyor ya onlar. Neyse.

Uykum hem var gibi hem kaçık gibi, bilmiyorum. Kendi bilgisayarımda da değilim. Sinir bozucu. Msn de yok burada, ki kullanacak mıyım artık ?

Ama bu bilgisayar hoşuma gitmiyor değil, beni pek etkilemese de sizlerin hoşuna gidebilir belki. Sadece lcd ekrandan oluşuyor kasası falan yok, klavyesi faresi kablosuz, kablo kalabalığı yok. Her şey ekranın içinde gizli falan. Güzel tabi, o appleın devasa boyutlardaki ve mac kurulu, adamı kanser eden, makinalardan değil. Gayet bildiğiniz 17″ monitçrün arkasına işlenmiş. Xp işletim sistemi kullanıyor, ya da siz ne kurarsanız falan işte.

Yine neyse diyerek devam ediyorum.
Yazıyı yazmamdaki asıl amaç blogla alakalı bir şey duyurmak istememdi. Bazıları bilir (ne bazılarıymış be)  ben durum güncelleştirmelerimi helloTxt ile yapıyorum. Durum güncelleştirmemi tek bir yere giriyorum, o da otomatik olarak tüm hesaplarıma gidiyor. Facebook, MySpace, Twitter ve Friendfeed’i, aynı zamanda kendisi olan helloTxt’yi eş zamanlı güncelliyor. Bunu ileride detaylı anlatabilirim aslında. Ki ben bunu uzun süredir kullanıyorum. Değinmek istediğim konu şurası, blogum için bir eklendi bulunduğunu fark ettim hellotxt’de. Hemen baktım kurcaladım çözdüm. WordPress için bir eklentileri var. Blogunuza kurup aktif ediyorsunuz, size verilen userkey ile onaylıyorsunuz. Ve artık, her yazınız hellotxt’ye aktarılmış oluyor. HelloTXT’de otomatik olarak bunu üzerine eklediğiniz hesaplara,yani facebook, twitter, myspace gibi yerlere atıyor. O uygulamayı kurdum, aslına bakarsanız bu yazıyı da test etmek için yazıyorum.

Hadi bakalım lım! =)

Fırçasız Süngersiz Beyin Yıkama!

allahın Hakkı üçtürMÜŞ !?

VayBe diyesi geliyor insanın, ne adam ama!

Duymak istediğimden mi bilinmez şu aralar çok sık duyar oldum bunu. “Allahın hakkı üçtür!”.

Affedersiniz, kim koydu bu kuralı? Üçer üçer mi yaşamalı hayatı ? Tepki gösteririm ben bu lafa, sorarım soruştururum tepki alırım “allahın işine karşılmaz!”

Aa, tabi tek tepki gösteren ben değilim, mescid ve camii müdavimleri de “Öyle bir şey yoktur, Allah birdir. Çarpılırsınız susun!” diye tepkiler veriyorlar.

Yine soruyorum; Kimin kararları bunlar? Nerelerde okuyor, yorumluyor, bu sonuca varıyorsunuz ? Eğitimini baltaladığınız bebelerin aklına nasıl sokuyorsunuz? Nasıl da eminsiniz böyle olduğuna?

Öğrenmeye korkup, dolma bilgilerle yeni nesilleri yetiştiriyorsunuz yani, araştırmaya korkup bilişim çağına uyum sağlaması gerektiğini savunduğunuz çocukların sokağa çıkmasını yasaklıyorsunuz. İktidarı pohpohlayıp dua eder, seçimde çelişkiye düşersiniz. Çünkü size yan komşunuzdan iki torba daha az kömür verdiler. Patateslerinizin yarısı da çürüktü zaten. Onlara buzdolabı verdiler size çamaşır makinesi… Herkese düşmansınız siz, allah kızar diye söylemeye korkarsınız sadece. Belli etmeden kin besler, fırsatları değerlendirir, sonra tövbe edersiniz. Kilisede günah çıkartanlara etmediğiniz küfür kalmaz, camilerde yere kapaklanıp ağlayarak af dilersiniz. Kendi yaptıklarınızı unutup dostunuzun haram lokmasını sayarsınız. Kardeşinizi kıskanır, baltalamak için bahane ararsınız. Tanrı yolundan çıkar birden, doğruyu kaybeder. Onadır hırsınız, böyle anlatırsınız millete. Hep susar, arkasını döneni bombalarsınız. Farzlarınızı yerine getirmeye çalışır, gelir durumunuzu beğenmeyen Suudi Arabistan sizi topraklarına almadığında Hacdan yırttım diye düşünürsünüz. Aslında düşünmeye korkar, soru sormaktan kaçarsınız. Sorgulamazsınız neden hasta olduğunuzu, günah işlemişsinizdir mutlaka. Ölecekseniz de allahınızın kararıdır. Vadeniz dolmuştur. Bir yandan da hastanelerde koşturur dini bütün bir doktor ararsınız. Muayene olur ordan çıkar hacı hocaya koşarsınız. İki kişi bulursunuz, biri üfürür biri tükürür. Karşılığında da en yakın camiiye bağış yaparsınız. Çok değil, iki bin lira. Çocuğunun okuduğu okuldan istenilen ücretin yirmi katı falan. Ne olacak sanki, onlar kuran bilirler mi, zaten takmışlar modernleşmeye batılaşmaya. Evrim falan anlatılıyordu kitaplarda, onu kitaptan akldırttınız ama bu öğretmenler durur mu? Kesin anlatıyorlardır evrim saçmalığını. Onun için öğretmene ne kadar zulüm o kadar güven verir size. Ya da orada da sızmalı içlere. Oturun koltuklara, kazıyın eski kafalıları. Evrim nedir? Batılılaşma nedir? Modernleşme nedir? Eğitim öğretim nedir ki dini temel olmayana?

Hadi onun için şimdi yetiştirin gençleri, sizlerden olsunlar, ama okullarda kamufle olup geliştirsinler kendilerini. Çok kulak asmasınlar oralara, yakınlaşmasınlar kimseyle, büyüyünce sınava girsinler, siz de bir el atın tekrar sokun o okullara. Öğretmen olarak, müdür olarak! Tamam işte, her şey tamam. Bu da kısır bir döngüye girmiş oldu. Batı silinsin gittikçe, asıl olan Türk-İslam imparatorluğudur zaten. İlerlemek neye yarar ki? gerici olun tabii ki. Osmanlı da öyle yapmıştıya zaten, hani gerileme dönemine girmeden hemen önce. Onun için destekçiniz de eksik olmaz.

Bravo sizlere!

Heey! Sen pumax mısın?

Aa, evet evet o benim!

Birkaç saat önce sanıyorum, bu soruyla karşılaştım ve (sanıyorum biraz uzun süreli) bir şaşkınlıktan sonra cevap verebildim: Evet.

Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nin kapısındaydım, boşboş geziyordum öylece. İçeriye girdim, sinema seanslarına baktım, ilginç güvenlik görevlilerine baktım. (“Ötmemek için her şeyi çıkarın, emanet falan varsa onu çıkarın.” gibi şeyler diyorlar ziyaretçilere). Sonra kitaplara bakmak için ilerledim, ilerledim, ilerledim… Daha önce gelenler varsa bilir, kitapların bulunduğu bölümü ayıran banklar var, orda bir çift oturuyordu elele, hemen arkalarında kitapları inceleyerek onlara sürekli laf yetiştiren bir kız daha vardı. Amaçsızca dolaşmaya devam ettim, yakınlarından geçerken çocuğun ters ters baktığını sezdim (al işte paranoyaklaşıyorum) ve rahatsız oldum. Dolaşmaya devam ettim, ilgimi çeken hiçbir şey olmadı. Ben gayet bendim, hiç pumax gibi değildim o an. Boş boş etrafa bakınıp her şeyden vazgeçiyordum işte. Tam kitap bölümünden çıkmak üzereyken -kitapları inceleyerek laf yetiştiren- kız tam önümde bitiverdi birden. Sadece bir saniyelik bir süreç falan öylece baktı ve benle konuşmuyormuş gibi bir havayla “Sen pumax mıydın?” dedi. Bir yandan da gülmemek için kendini zor tutar gibiydi, aslında hiç duymamış gibi yapıp yürümeyi falan düşündüm o an. Arkasından bankta oturan kız ve sevgilisinin de bana dönük olduğunu farkettim.

Durdum, şapkamı çıkarıp “evet” dedim sadece. “Uğur yani, hani şu sarpla pit10un sitesini falan siz yapmıştınız sen ordakilersin di mi?” gibi bir şeyler geldi cevap olarak. Aslında o cümle içinde her sitemizden bir parça bir şey söylendi, ama hayatın film şeridi gibi geçmesinden daha hızlı geçti gitti işte. Yine “evet” dedim sadece. Arkadaki çift de kalkıp yaklaştı, hepsiyle el sıkıştım. Çift Burak ve Ece’den oluşuyor, diğer kızın adı ise Begüm. Blogumu takip ediyorlarmış. Sitelerimizi çok seviyorlarmış, SarpPalaur.Com forum bölümünü açmamızı istiyorlarmış… (Ne kadar uyanığım, buradan yazarak ekip arkadaşlarıma da bildirmiş oldum resmen)

Kısa bir görüşme oldu, ama bana ilk soru sorulduğu anda ben oraya çivilendim (tabii ki belli etmemiş gibi falan yaptım). İlk defa hayatım boyunca hiç görüşmediğim birileri beni tanıyarak seslendiler falan diyebilirim. Merak edenlere söyleyeyim; ilk öpücük gibi bir şey. Hem eğlenceli, hem de ürpertici. Hem sıcacık hem de buz gibi.

Bu yazıyı okuyacaklar tahmin ediyorum.
Onun için; Teşekkürler Ece & Burak & Begüm

Takipte kalın =)

Kendim için değil, herkes için kod!

Merhabalar;

Umuyorum ki birçok kişiye yardımcı olacak işlere girişeceğim yakın zamanda. Php ile işie yarar şeyler yaptığımı düşünüyorum, daha önce de belirttiğim gibi Nitro Web dahilinde yaptığımız her iş övgüyle karşılanıyor zaten. Şimdiye kadar her php çalışmam boş sayfalar üzerine kuruldu. Yani localhost üzerine projeyle alakalı bir dizin açıp sıfırdan oluştrulan dosyalarla kodlama yaptım. Şimdi ise piyasada mevcut sistemlere eklemeler, düzenlemeler yaparak kullanışlı şeyler sunmak istiyorum. Şimdiye kadar üzerinde çok falza oynadığım ve hoş bir çalışma ortaya koyduğumu düşündüğüm bir phpbb2 sistemim var. Aslına bakarsanız profesyonel anlamda ilgilendiğim ilk sistem diyebiliriz. Bu sistemi bir çok farklı domainle kullandım. BagiranBaraka.Net ile başlamıştım, şu an ise BagiranBaraka.Com olarak devam ediyor.

İsteğim şu doğrultuda; phpbb2 ve phpbb3 için bu işe girişmek ve kullanıcı dostu modlarla (heyt be yine yaptım yapacağımı :) ) insanlara yardımcı olmak. Sorun şu ki, phpbb resmi siteleri artık phpbb2 için destek vermiyor. Neden bu kadar saçma bir şey yapılıyor çözebilmiş değilim ama destek vermiyorlar işte adamlar. Bunun nedenleri arasında “O kadar uğraştık phpbb3′ü çıkarmak için, 2yi boşverin eskidi artık, 3 iyidir 3.” gibi bahaneler de bulunabilir bence.

Yine daha önce bahsettiğim gibi, ilk olarak Burak Üstün’ün fikirlerini uygulamakla başlayacağım. Sonrasında yeni şeyler ekleyerek devam edeceğim. “Dur oğlum, ben de sana yardım ederim tek başına girişme boka saplanırsın.” diyen yardımsever insanlar varsa aşağıda yorum bölümümüz mevcut, ulaşsınlar bana konuşalım. Ne de olsa halka hizmet çerçevesindeyiz artık :)

Okuduğun için teşekkürler.

Bu işte Bir Terslik Var!

Merhaba arkadaşlar,

Pit10 ve Beta’nın Olympos bünyesinde ortak olarak çıakrdıkları cover albüm niteliğini taşıyan “Bu işte bir terslik Var” -takip edenlerinin çok iyi bildiğine eminim- indirmeniz için hazır. (Aslında baya önce hazırdı ama ben ancak bloglayabiliyorum) Albüm hazır olduğu anda dinleyeme başladım ve hâlâ dinliyorum. Arka arkaya, hiç bıkmadan, sıkılmadan. Pit10&Beta Bu İşte Bir Terslik Var albümünde de mükemmel performanslarıyla ükemmel parçalar sundu dinleyicilerine. Albüm gerçekten daha önce görülmemiş bir özellik taşıyor. Şöyle ki; Betanın parçalarını Pit10, Pit10′un parçalarını Beta okumuş, ve gerçekten de mükemmel bir şey çıkmış ortaya. :)

Sadece albümü indirmek için girenlere linki vereyim  hemen : http://pit10.org/haberoku.php?id=1

Dahasını isteyenler okumaya devam etsin :)

Twitterımdan takip edenler (22 kişi yazıyor ama kim ediyor kim sallamıyor bilmiyorum) farketmişlerdir, dün Sidar Yıldırım, Berk ‘Beta’ Bayındır ve Server ‘pit10′ Uraz ile birlikte olduğumuzu cep telefonumdan twitlemiştim. Evet dün beraberdik, Sidar Abi ile bir yerde olmamız gerekiyordu, biz orada olmamıza rağmen bizi karşılaması gereken kişi veya kişiler orada değildi. Biz de yapacak başka şeyler düşünürken Tugay ve Kağanla buluşmaya karar verdik. Buluşma noktası ayarlayıp oraya doğru yöneldiğimizde ise Sidar abinin aklına Beta ve Pit10′u davet etme fikri geldi. Ortağım Ahmet Faruk Kara ve ben bu fikri sevinçle onayladık tabii ki. :)

Bahse konu olan mekanda (vay be  ne laf ama :) ) oturup bir güzel yemek yedik, bol bol sohbet ettik. Hayatımda en çok güldüğüm günlerden biriydi diyebilirim rahatlıkla. Çünkü yemekte bize Erdem şahin, Emrecan Smithy, Mc Kubur gibi isimler de eşlik etti. :)

Albümden de konuştuk tabii ki, herkesin favori şarkısı soruldu, cevap verildi. Ben Beta’dan “Beni Buradan Çıkarın”ı çok beğendiğimi belirttim. (ama bana favori parçamı soran Pit10′du ve bunu söyleyince yüz ifadesi biraz değişti sanki, ama Yeni Bugün de süper olmuş, onu da belirtince iyi oldu iyi :) )

Herkes, geçtiğimiz günlerde tasarımını ve kodlamasını bitirerek yayına verdiğimiz http://pit10.org ‘u çok beğendiğini belirtti. Bu gibi görüşlerin bildirilmesi, insanların yaptığımız işleri beğendiklerini söylemesi gerçekten mükemmel. Şimdi önümüzde yeni projeler var. Kalite çıtamızı sürekli yükseltiyoruz, bizden istenilenlerin her geçen gün artması gibi.

Ama daha iyi olma hiçbir zaman sıkıntı çekmiyoruz, herkes rahat olabilir :)

Ayrıca bloglamalardaki gecikmelerden dolayı özür diliyorum takipçilerimden. Son günlerde baya bir yorgundum, pit10.org’u albüme yetiştirmek için de biraz zorladım bünyeyi sanırım. Bugün eve döndükten sonra yattım uyudum, yedi – sekiz gibi kalktım. Biraz daha iyiyim şimdi. :)

Daha başka ne var bilmiyorum, takip et yeter ki :)

YGS Ücretimi Yatırdım, Formu Doldurup Başvuruyu Bugün Yapıyorum!

Merhabalar,

Aşırı derecede acelem var. Ygs için başvurularımızı bugün yapmamız gerekiyormuş okuldan. Bense ücreti dahi yatırmamıştım. Formum kalbim kadar temizdi (ne kadar klişileşti bu terim ya). Neyse, dersaneden çıktım tenefüste, eve geldim koşa koşa. Girdim garanti internet bankacılığıma, yatırdım parayı. Ohh, miss. 35 lirayı çatırt diye düştüler hesaptan. Bakmıyorlar gözünün yaşına. Dekontumu da yazdırdım, her ihtimale karşı mail adresime de gönderdim ki orada yazdırabileyim. Ne olur ne olmaz.

Herkes bana şans dilesin.(Tmaam tamam dini bütün olanlar dua edebilirler.)

Görüşmek üzere =)

Her zaman yapacak bir şeyler var!

Merhabalar;
25 ocak, kar istanbulu terk etmedi. Öngörülerimden bazıları gerçekleşti, yolalrda kayıp düşen onlarca insan gördüm. Kar dediğim gibi iğrenç bir cıvıklıkta artık yollarda. Onalrdan da öte, iki gün önce kar bastırınca İstanbul’da büyük takımların maçları var, ertelenebilir mi acaba diye belirtmiştim, Ben blogladıktan bir kaç saat sonra beşiktaş maçının ertlendiği haberi geldi, ancak bloglayabildim kusura bakmayın artık.

Günler o kadar çabuk geçiyor ki, dönüp baktığımda bazen kendimce büyük işler başarmış bazense bir arpa boyu yol gidememiş oluyorum. Dün (aslında bugün de diyebiliriz, bitirip yatmam saat 4.30′u buldu.) iyi bir iş başardığımı düşündüğüm bir gündü. Çünkü Pit10′un resmi sitesi (http://pit10.org) içi hazırladığımız sistemi tamamlamış olduk. Tasarımını ortağım Ahmet Faruk Kara (power)’nın yaptığı sistemin php ve gtml kodlaması kopmle bana ait. Sitenin yanına girmesine sadece bri kaç saat kaldığı için, birkaç takipçime bunu duyurmaktan çekinmiyorum şu anda. Php tabanlı dinamik bir sistem, iyi oldy bence. Evet evet güzel oldu. Benim için de iyi bir referans oldu. Şanışer’in resmi sitesinde (http://sarppalaur.com) üstlendiğim pek bir şey yoktu. Yani sistem açısından. Ama pit10.org gerçekten iyi oldu.

pit10.org bitti, ama benim her zaman yapacak bir şeylerim var. Dur durak bilemiyorum resmen, durmak istemediğimden değil, sanırım durabilecek şansım yok. Çünkü her zaman bir şeyler çıkıyor işte. phpbb için mod yazma düşüncesi var aklımda. Bir arkadaşımın (Burak Üstün) verdiği fikirleri uygulayarak modlar yazmayı planlıyorum. O da bu modları bir phpbb sistem üzerine kuracak ve premod olarak sunacağız piyasaya :) En azından fikirler bu yönde.

Bu yazıyı yazmaya başladığımda saat öğlen 12 – 1 arasındaydı. Bitirip yayınlayamamıştım. Şu an saat 01:15 ve ocağın yirmi altısına girmiş bulunyoruz. Pit10.Org sistemini kurduk, barındırma olarak henüz kendi sunucularımıza almadık, bulundukları sunucu da ise ufak bir aksaklık yaşandı. Domain dns ayarları yapıldı,ayarlar oturduğunda herkes sorunsuz erişebilecek. Ama şu an için bazı kişiler sorun yaşayabiliyor.

Sanıyorum bu gece erken uyumalıyım, dün gece beşte yatıp sabah sekizde kalkmak bünyemi iyice zorladı. Bakalım önümüzdeki sabah neler getirecek, ne de olsa her zaman yapacak bir şeyler vardır!

İyi bakın kendinize, iyi geceler.

İstanbul Bembeyaz!

Yaklaşık bir saat önce kalktım, uykulu uykulu gidip elimi yüzümü yıkadım. Üstümü giydim, şans eseri kapalı jaluzilerimin arasından dışarıyı gördüm Ve dışarısı bembeyaz, hâlâ da kar yağıyor.

Gece 3 sularında uykulu uykulu bir şeyler bloglamıştım. Orada da belirtmiştim fırtına olduğunu, uyudum , uyandım ve sadece 6 saat sonra gördüm ki fırtına gerçekten başarılı olmuş. Şu an dükkanda oturuyorum, bulunduğumuz cadde tamamen kar, zemin gözükmüyor, yolda da birkaç santimlik kar tabakası var, buzlaşmış. Kardan önce yağmur yağdığı için sanıyorum, buzlasşmış üstüne de kar gelince şimdi sokaklarda cıvık cıvık bir şey var.

Buradan ailelere sesleniyorum;

Dışarının beyazlığına güvenip çocuklarınızı kar oynamaya yollamayın!

Hava koşulalrı kötü oalrak yorumlanıyor, en az pazartesiye kadar böyle olması bekleniyormuş. İstanbulda büyük takımların maçları var (iyi ki biz dün akşam oynamışız :) ) onları da kötü etkileyecek sanıyorum.

Hepsinden önce, gece fırtına haberini verdiğim yazımda Kurtuluş Rap Partyiden bahsetmiştim. Üzülerek belirtiyorum ki; sanıyorum partiye gidemeyeceğiz.
Tabi daha hiçbir şey belli değil ama, bakalım bakalım.

2010 Kültür Başkentinde kar için ne gibi önlemler alındı, bundan sonra neler yapılacak merak ediyorum. Ben bir şey duyarsam iletirim sizlere =)

İyi günler.

Hazırlıksız Yakalanmak!

Merhabalar;

Yarın (23 ocak 2010), aa bi dk, bugünmüş ya. Girmişiz 23 ocağa, ben de neden bu kadar uykum var diyorum. Neyse, sonuç olarak;

23 Ocakta Kurtuluşta bir rap partisinde sahne alacaktık. Yani alacağız.  Ama ne yapacağım sahnede bilmiyorum. Ahmetle beraber gideceğiz ve sırf ikimizin bulunduğu bir parça yok, ayrıca benim parçalarımın hiçbirinin beati yok elimde. (Ki şimdiye kadar yaptığım hiçbir parçayı beğenmiyorum zaten.) Ama gitmemiz gerekiyor, hatır gönül işi falan var. Sevdiğimiz insanlardan Tugay Özben ve Kağan Güvenir için gidiyoruz aslında partiye. Dediğim gibi ne yapmalıyım bilmiyorum. (Bu arada uykusuzluktan artık sağa sola sallanır olmuş, gözleri her bir tuşa basma süresinde bir yavaşça kapanıp açılan bir insanın bloglaması ne kadar ilginçmiş ya. Şu anda öyle bir kişinin klavyesinden öyle bir yazı okuyorsunuz işte.)

Sahneye çıkıp sevdiğim sözlerimden alıntılarla bir acapella yapmayı planlıyorum, Eğer düzgün bir beat verirlerse belki freestyle ile süslerim sahneyi. Onun haricinde Ahmetin söyleyeceği parçalar vardır mutlaka, onlara backvokallik yaparım v.s.

Açıkça söylemek gerekirse sahne deneyimim çok az, ve o çok az deneyimle bile anlaşılabilecek net bir şey var; Orası bambaşka bir yer. Tamam, sahneye çıkıp Şanışer’in, Beta’nın resimlerini, canlı performans video kayıtlarını çektiğim oluyor sık sık ama ne bileyim elinizde mikrofon varken hepsinden daha farklı.

Umarım herhangi bir sorun çıkmaz. Ve şu bilinmelidir ki; Tugay ve Kağandan başkası olsaydı durumun içinde, yarın o partiye gitmezdik. Bu arada, sşu an saat gece 3ü geçiyor ve dışarıda müthiş bir fırtına var. Umarım o da bizi hazırlıksız yakalamaz.

Partinin afişi de aşağıda;

Kurtuluş Rap Party